TÜRKİYEDE ZEKÂ TESTLERİ NEREDE VE NASIL KULLANILMALIDIR?
Prof. Dr. Refia SEMİN UĞUREL
Türlü testlerin mebzul bir şekilde tercüme edilip tatbikine geçildiği şu günlerde bunların değeri hakkında bir fikir edinmek ve kullanılış şeklini bilmek zamanı artık çoktan gelmiştir. Çocuğu tanıdığımız nisbette terbiyenin müessir olabileceği bugün için su götürmez bir hakikattir. Bu bakımdan, muhtelif ilimlerin yardımiyle çocuk mevzuu ele alınmakta, muhitine intibakı, müsmirliği ve fert olarak kendisini daha iyi tatmin etmiş bir insan olması keyfiyetleri sağlanmağa çalışılmaktadır.
Bugün ileri memleketlerde çocuğun tedris ve terbiyesi meselesi, onun zihnî iktidarlarına, mizacına, ruhî temayüllerine göre tanzim olunmaktadır. Çocuk zihnî bakımdan, teheyyücî veçhesi dahilinde, sosyal münasebetler kurma yönünden incelenmektedir. Okulda çocuğun kendi kabiliyetine uygun şekilde çalışıp çalışmadığını anlamak için zekâsını ve diğer kabiliyetlerinin hususiyetlerini tesbit etmek icap etmiştir. İşte testler bu hususta kullanıldığı gibi gençlere en uygun mesleklerin seçimi meselesinde de işe yaramışlardır.
Hâlen psikolojide ferdî farkları muhtelif hususlarda meydana çıkarmak ve ölçmek için türlü teknikler mevcuttur. Bunlara psikolojik testler denilmektedir. Ruhî hayatın zihnî, teheyyücî veçhelerini aydınlatmak hususunda bu testlerden faydalanılmaktadır. Ferdî psikoloji bugün: Müşahede, interview, test usulü, tecrübe,., gibi teknikler vasıtasile normal çocuğun ihtiyaç ve kabiliyetlerini, anormal çocuğun anormalliklerinin sebeplerini meydana koymağa çalışmaktadır.
Kullanılmakta olan zekâ testleri, yarım asır kadar evvel BINET tarafından Fransa’da geri çocukların meydana çıkarılması için ortaya atılmıştı. Zekâ testleri, aradan geçen zaman zarfında, büyük inkişaflar kaydetti. Birinci Dünya Harbi esnasında, Amerika Birleşik Devletleri ordularının kurulmasında hizmeti görülünce, bu testler okullara da teşmil olundu.
Bahis mevzuu zekâ testleri, her yaşa tahsis olunmuş muayyen soruları ihtiva eder. Bu soruların çocuk tarafından cevaplandırılması neticesinde, çocuğa bir zekâ yaşı verilir. Çocuk, doğum yaşına muadil bir zekâ yaşına sahipse, normal sayılır; zekâ yaşı, doğum yaşından ileri ise üstün zekâlı, aksi takdirde normalin altında bir zekâ yaşına sahip addolunur.
Uzun müddet, yalnız zekâ testlerinin tatbikiyle çocuğun zihnî ve terbiyevî kabiliyetlerinin meydana çıkarılacağına inanıldı. Bilhassa Birleşik Amerika’da çocuklar sadece bu testlere tâbi tutularak gruplandırıldı. Bugün de bu testlerden faydalanılmakla beraber artık onların tatbik sahaları tamamiyle tesbit edilmiş bulunmaktadır. Filhakika, bahis mevzuu testler, bilhassa ferdî hallerin tetkiki sırasında, diğer vasıtalar meyanında kullanılması faydalı bir âlet olarak ele alınmaktadır. Zekâ testlerinin kullanılması hususunda tahdit yoluna gidilmesinde muhtelif âmiller rol oynamıştır.
Oldukça erken denecek bir tarihte, ilk tatbikleri sırasında BINET-SIMON testlerinin bazı mahzurları görülmüştür. Filhakika bu zekâ ölçüsü bir kere (socio-economique) tesirler altında kalmaktadır. Fransa’da inşa edilen bu testlerin Belçika çocuklarına tatbiki, (socio-economique)
durumu iyi olmayan muhitlerde düşük bir netice vermiştir. Bundan da anlaşılıyordu ki bu zekâ testleri, vakti hali iyi olan aile çocuklarının geliştirdiği bir zekâ şeklini ölçüyordu. O halde, vakti hali iyi olmayan bir aile çocuğunun bu testlerde gösterdiği yüksek başarı ile durumu iyi bir aile çocuğunun göstereceği yüksek başarının aynı sayılmaması lâzım geliyordu.
Avrupa’da ve Amerika’da yapılan diğer bir hata da: Kültürlü ve vakti hali iyi olan bir ailede yaşayan çocukların zeki sayılmaları ve bu çeşit bir aileden gelmeyen çocukların haksız olarak hususî bir mektebe veya geri çocuklara mahsus müesseselere gönderilmiş olmalarıdır.
BİNET mikyasından mülhem olarak hazırlanan testlerin bir başka mahzuru da bunların okul başarılariyle sıkı bir münasebet arzetmeleridir. Demek ki bu testler okulda geliştirilen bir zihnî vakıayı ölçmektedirler.
Bugün zihin testlerinin nasıl bir kıymet arzettikleri daha iyi anlaşılmaktadır. Bunların taşıdıkları değere göre, kullanılacakları yerler vardır. Bugün bilhassa anlaşılmış olan nokta, bunların zihnî kabiliyetleri ölçen yegâne usul olmayıp, elde mevcut usullerden biri olmaları keyfiyetidir. O halde zekâ testlerinin nerelerde kullanılabileceğine bir göz atalım:
ZEKÂ TESTLERİ NERELERDE KULLANILABİLİR?
Sınıfında normal şekilde başarı gösteren, sosyal münasebetleri iyi olan bir çocuğun tetkiki, daha ziyade ihtiyaçlarının, kabiliyetlerinin tanınması bakımlarından alâka vericidir. Zira bu sayede tedris ve terbiyeyi çocuğa göre ayarlamak, başarıyı yükseltmek, karakteri takviye etmek gibi güzel imkânlar elde edilmiş olur. Halbuki ders takibinde güçlük çeken, karakter bozukluğu gösteren bir çocuğun tetkiki ise doğrudan doğruya zarurî bir iştir. İşte bugün için ferdî hallerin incelenmesi meselesi bilhassa bu nevi haller hakkında lüzumludur.
Bu tarzda bir tetkiki açıklamak üzere şöyle bir örnek alalım:
Ahmet 11 yaşındadır. Mektepte geridir. Evinde fazla gürültü yapmaktadır. Mektepten kaçmaktadır. Bir defa bir dükkândan öteberi çalmıştır. Hocası, çocuğun zihninde bozukluk olduğunu söylemektedir.
Bu durumda bir çocuk için zekâ testlerinin nasıl bir rol oynadığını anlatmak maksadiyle, bu ferdî hali nasıl tetkik edeceğimizi gösterelim: Bu tetkik, çocuğun zihnî, teessürî bir muayeneye tâbi tutulmasını ve ailevî durumunun incelenmesini icap ettirir. Burada üç safha bahis mevzuudur.
A)
Evvelâ çocukta görülen bozuklukların menşeini geçmişte aramak lâzım gelir. Bu, geçmişteki inceleme, çocuğun kendi hayatını ilgilendirdiği kadar ailesininkini de alâkadar eder. Bu nokta, çocuğun irsî olarak alabileceği tesirler bakımından ehemmiyetlidir. Ahmed’i tedavi etmeden önce, geriliğinin irsî olup olmadığını, doğumunu takip edip etmediğini tesbit etmek gerektir. Meselâ Ahmet, 6; 6-8 yaşlarında iken boğmaca veya kızamığa tutulmuşsa, mektebine zamanında başlayamamış demektir. O halde okulda görülen geriliğin sebebi, okuma geriliği olabilir.
Çocuğun ferdî hayatının inkişaf merhalelerinin teferruatiyle gözden geçirilmesi icap eder. Bu inkişaf merhalelerine tesir edebilecek herhangi bir hâdiseyi kaydetmelidir: Kazalar, hastalıklar, ameliyat, aile hayatındaki değişiklikler, geçimsizlikler… gibi. Çocukta görülen ilk teheyyücî tezahürler bilhassa ele alınmalıdır. Şiddetli hiddet
hallerinin kıskançlıkların, kâbusların hangi şartlarda vukubulduğunu görmek ehemmiyetlidir. Bütün bunlar, çocuğun sosyal münasebetlerini açıklayacaktır.
B)
Araştırmanın ikinci safhası, halen Ahmed’in gösterdiği hususiyetlerin ele alınması teşkil eder. Burada öğretmenin ve annenin çocuk üzerinde yaptıkları müşahedelere başvurulur. Çocuğun zihnî, teessürî hayatı, ailevî durumu tetkik olunur.
Psikolog, çocuğun ruhî karakteristiklerini tesbit eder. Evvelâ çocuğun göz, kulak hassasiyetini, adalî insicamını basit bir şekilde aksettiren testler tatbik olunur. Şayet bu testler menfi bir netice veriyorsa, çocuğun duyu uzuvlarındaki bozukluğun tetkiki doktora havale olunur. Bunun arkasından ruhî hayatın zihnî ve teessürî veçheleri bakımlarından tetkiki gelir.
Okuldaki geriliğin sür’atle meydana çıkarılması için çocuğa Stanford-Binet testleri veya bunların muadili bir test tatbik olunur. İşte klâsik zihin muayenesi, umumî durumu tesbit hususunda burada işe yaramaktadır. Çocuk bu testlerde normal bir zekâ gösteriyorsa, geriliğin sebebini başka yönlerde aramalıdır. Bu takdirde, çocuğun yaşına uygun bir metodla teessürî hayatı ele alınır: Ahmed’in bir kardeşi olmuştur. Onu, sevmesine rağmen, fazlasiyle kıskanmaktadır. Çocuğun okulda disipline riayetsizliği, çalışmaması sırf annesinin ve babasının dikkatini çekmek, onlara eza etmek için yapılmış gayrişuurî hareketler olabilir. Hattâ çocuk, kardeşini kıskandığından, kendisini cezalandırmak üzere, bu şekilde hareket etmiş olabilir.
Farzedelim ki Ahmet, Stanford-Binet zekâ mikyasında muvaffak olamadı, normalin altında bir başarı gösterdi. O zaman onun zihnî hayatını başka usullerle tetkik etmek icap eder. Meselâ çocuğa dikkati teksif testi tatbik olunabilir. Böylece zihnî bir istikrarsızlığa sahip olup olmadığı meydana çıkarılabilir. Gene uygun testler sayesinde çocukta zihnî enerjinin kifayetsizliği görülebilir. Çocuğun geriliği, sür’atle yorulmasından ileri gelebilir, ilâh..
C)
Muayenenin üçüncü safhasını, bu tahlili mutaları terkip etmek teşkil eder. Bu terkibî faaliyet, sosyal asistanın, aile muhitinde çocuğun gösterdiği intibak hallerine dair raporunu, psikologun testlerden aldığı neticeleri, öğretmenin verdiği bilgileri mezcetmekle kabildir. Bu terkip faaliyeti, sonunda bizi bir teşhise götürecektir ve bu bir tedavi tarzına müncer olacaktır.
Böylece psikolog, sosyal asistan, talebesini müşahede etmesini bilip ona göre ders veren öğretmen (rehber veya ayarlayım hoca) ve (psychiatre)ın da iştirak ettiği bir mütehassıs bir grup çocuğa icap eden istikameti verecektir.
Bu nevi faaliyetleri muhtelif memleketler, kendi bünyelerine göre halletmeğe çalışmaktadırlar. Bazılarında gençlik merkezleri, bazılarında (Consultation medico-pedagogique) bürolar veya çocuk büroları bu işi görmektedir..
Zekâ testlerinin umumiyetle ileri memleketlerde kullanılış tarzını kısaca arzettikten sonra bizde bu meselenin nasıl halledilebileceğini düşünelim:
ZEKÂ TESTLERİ BİZDE NASIL KULLANILABİLECEKTİR?
Evvvelâ bu testleri kullanabilecek ehil şahısları yetiştirmek işi gelir. Bu meseleyi, 1953 yılı Maarif Şûrasında bir raporla açıklamıştık. Okul Psikologu adı verilebilecek olan bu mütehassıslar, Üniversite’de -elde mevcut imkânlar dahilinde- yetiştirilmeğe çalışılmaktadır. Bunlar yetiştikten sonra, Maarif Vekâletinin bunların çalışmalarını sağlaması gerekir. Halbuki Pedagoji Enstitüsünden mezun olan talebelerimizin çoğu halen bankalarda çalışmaktadırlar.
Bir ikinci mesele ki birincisiyle yakinen ilgilidir, testlerin Türk şartlarına uydurulması keyfiyetidir. Testler kültürel tesirler altında kaldığına göre, onları Türk kültür şartlarına uydurmak zarurîdir. Halen birçoklarımız testleri tercüme etmekle iktifa etmekte, başka memleketlerin ölçülerine göre çocuklarımızı değerlendirmekteyiz.
Tercüme ile her işin olup bittiğini düşünmek, bize hakikaten pahalıya malolmaktadır. Bir iş için önce yetişmek lâzımdır. Meselâ, çocuğu müşahede etmek tekniğine bile vâkıf bulunmayan bir insanın sırf yabancı bir dil bilgisinden faydalanarak çocuk psikologu kesilmesi gibi. Biz bir yabancı dil bilince, sosyolog, pedagog, psikolog,… hulâsa herşey olduğumuza kaniiz. Bu umumî hastalığımızı tedavi etmek zamanı gelmiştir. Bu hal testlerin kullanılmasında da kendini göstermektedir.
Zekâ testleri olsun, karakter testleri olsun, bunların bize göre ayarlanması şarttır. Buna muvazi olarak mütehassıslar yetiştirildiği takdirde muhtelif mıntıkalarda psikolog, sosyal yardımcı, psişiyatr, rehber hocanın elele vererek çalıştığı merkezler açmak suretiyle çocuklarımızı ferdî olarak tetkik etmek ve onları kabiliyet ve temayüllerine göre hayata hazırlamak mümkün olacaktır.
Dr. Refia Şemin – UĞUREL
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Pedagoji Enstitüsü Doçenti.
IV. Eğitim Kongresi Raporları, İstanbul, 1956.