Peyami Safa (2 Nisan 1899 – 15 Haziran 1961)
2 Nisan 1899 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Peyami Safa, ismini babasının yakın dostu Tevfik Fikret’ten almıştır. Henüz iki yaşındayken babasını kaybetmesi ve çocukluk yıllarında sağ kolunda ortaya çıkan kemik veremi, yazarın hayatında derin ve silinmez izler bırakmıştır. Yaşadığı maddi imkansızlıklar ve ağır seyreden hastalığı sebebiyle Vefa İdadisi’ndeki eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan Safa, bu zorluklara rağmen kendi kendini yetiştirmeyi başarmış bir dehadır. Babasının arkadaşı Abdullah Cevdet’in hediye ettiği Fransızca sözlüğü ezberleyerek yabancı dilini geliştirmiş; tıp, psikoloji, felsefe ve Batı edebiyatı alanlarında derin bir birikim elde etmiştir. Hastane koridorlarında geçen bu acı dolu çocukluk yılları, edebiyatımızın en güçlü psikolojik romanlarından biri olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na da ilham kaynağı olmuştur.
Yazın hayatına henüz on bir yaşındayken kaleme aldığı hikâyelerle adım atan genç yetenek, geçim sıkıntısı sebebiyle edebiyat dünyasında iki farklı kimlikle varlık göstermiştir. Kendi adıyla edebi, felsefi ve psikolojik derinliği olan eserler verirken; annesinin adından ilhamla yarattığı “Server Bedi” takma adıyla halk tipi polisiye romanlar kaleme almıştır. Bu eserler arasında özellikle Fransız yazar Maurice Leblanc’ın Arsen Lüpen karakterinden esinlenerek yarattığı Cingöz Recai tiplemesi geniş halk kitleleri tarafından büyük ilgi görmüştür. Kendi ismiyle yazdığı Fatih-Harbiye, Sözde Kızlar ve Yalnızız gibi başyapıtlarında ise Doğu-Batı çatışmasını, Mütareke döneminin ahlaki kırılmalarını ve karakterlerinin ruhsal buhranlarını adeta bir tıp doktoru titizliğiyle tahlil etmiş; romanlarında mekân olarak daima İstanbul’u kullanarak kültürel çatışmaları semtler üzerinden sembolize etmiştir.
Eğitimini sağlık sorunları nedeniyle tamamlayamamış olması, Peyami Safa’nın eğitime ve kültürel aktarıma bakış açısını şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmuştur. Boğaziçi’ndeki Rehber-i İttihad Mektebi’nde öğretmenlik yaparak eğitim camiasına doğrudan katkı sağlayan yazar, toplumsal inşada ve milliyetçilik şuurunun oluşturulmasında öğretmen ile öğrencinin kilit rolde olduğuna inanmıştır. Dil ve kültür meselelerine büyük hassasiyetle yaklaşmış; Harf Devrimi’nin ilk yıllarında kuşaklar arası kopukluk yaşanmaması adına eski harflerin de liselerde öğretilmesini savunmuş ve okullar için gramer kitapları kaleme almıştır. Dilde sadeleşme hareketlerinde aşırılığa (dil otarşisi) karşı çıkarak, kelimelerin halka mal olup olmadığına bakılması gerektiğini ve dil meselelerinin sadece dilbilimcilerin değil edebiyatçıların öncülüğünde çözülmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Hayatı boyunca pek çok kayıp yaşayan ve eşi ile yakınlarının hastalıklarıyla mücadele eden Peyami Safa, son yıllarında Erzincan’da askerlik görevini yapan oğlu Merve’yi kaybetmenin büyük acısını yaşamıştır. Bu kayıpla derinden sarsılan ve sağlığı bozulan yazar, 15 Haziran 1961 tarihinde İstanbul’da hayata veda etmiştir. Ardında romanlar, hikâyeler, fikri eserler ve binlerce gazete makalesi bırakan Peyami Safa, kendi çabasıyla zirveye tırmanan bir aydın olarak Türk edebiyatında ve düşünce dünyasında yeri doldurulamaz bir miras bırakmıştır.