Yetenekler Hareketle Geliştirilebilir İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU

Üstün Yeteneklilerin Eğitimi Kütüphanesi Araştırma - İncelemetitle_li=İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu Yetenekler Hareketle Geliştirilebilir İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU

Yetenekler Hareketle Geliştirilebilir İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU – 1912

Çocukla ilkel insan hareketli birer varlıktır. Hareket, eğitim ve gelişimin en büyük sırrıdır. İlk bakışta hain ve acımasız bir yaratık gibi görünen çocuk; gerçekle mutluluk ve mükemmelliğini harekette arayan bir varlıktır. Eğitimimizin bütün gayreti; çocuğun mükemmelleşmesini hazırlayan etkenleri etkisiz hale getirmekten ibaret kalıyor!.. Ailelerimizin, hocalarımızın eğilim hakkındaki düşünceleri bütün mukadderatımıza hakimdir. Faaliyetin çeşitli eğitimlere uygulanması:

1. Bedende faaliyet: Irk bozuluyor; ırkı bu düşüşten okullarımızda bedensel faaliyetlere verilecek hürriyet kurtarabilir.

2. Beş duyuda faaliyet: En ince, en hassas sanatlarda bile ele ve göze ait olan eğitimler, hareketin ürünüdür.

3. Fikirde faaliyet: En önemli derslerimiz bile bilgisizlik yüzünden fikrin katili oluyor.

4. Duyguda faaliyet: Bütün güzel sanatlarımızın geleceği, okulların duygusal faaliyetlere vereceği hürriyete bağlıdır.

 5. İradede faaliyet: Olaylar gösteriyor ki, irade sahibi olanlar en çok söz dinleyenler değil, karakterlerinin unsurları faaliyete en çok mazhar olanlardır.

Çocuk da ilkel insan da hareketli birer varlıktır. Çocuk daha beşikte iken harekete başlar. Elini, kolunu, bütün vücudunu kımıldatır, gözlerini oynatır, sesler çıkarır. İlkel insan da en zayıf kuvvetlerin tesiri altında hareket eder, koşar, zıplar, dikilir, bağırır, çağırır, yakar, yıkar… Çocuk büyüdükçe bu faaliyeti eşya üzerine yönelir Çocuk çevresinde bulunan eşya üzerinde gözlerini gezdirir; bu eşyayı kontrol eder. Çocuk için küçük bir ses; şiddetli bir hareketin sebebi olabilir, çocuk ses çıkaran kuvveti keşfetmek ister gibi koşar; sıradan bir oyuncak bile böyle bir faaliyetin sebebi olabilir. Çocuk oyuncaklarını kırar, sonra kırdığı oyuncağı tekrar yapmak için çabalar. İlkel insan da yaramaz bir çocuğun hareketlerini, oyunlarını tekrar eder…

Çocukla ilkel insandaki bu faaliyet, görünüşe bakarsanız gereksiz, faydasız, hatta çok defa tehlikeli bir faaliyettir. Fakat bir defa bu taşkınlıkları, bu coşkunlukları meydana getiren faktörleri, etkenleri arayıp bulursanız, hükmünüzü değiştirirsiniz. Eğer çocuk daha beşikten itibaren elini, kolunu, gözlerini hareket ettiriyorsa; aynı şekilde ilkel insan çevresindeki en önemsiz olaylarla faaliyete geçiyorsa; bütün bunlar sebepsiz, amaçsız, faydasız değildir, bütün bu tezahürler birtakım iç ve dış etkenlerin, kuvvetlerin tesiri altında meydana gelmektedir ve bütün bu hareketlerin, faaliyetlerin çocukla ilkel insanın mükemmelleşmesi ne bir etkisi vardır. Çocuk ellerini, kollarını oynatıyor; bunu, kaynağı dışta bir görüntünün, bir şeklin, bir kuvvetin yahut kaynağı büsbütün içte bir kuvvetin; bir üzüntü ve sıkıntının tesiri altında yapıyor, çocuk eşya üzerine saldırıyor, ses işittiği tarafa koşuyor, çünkü renkler, şekiller, sesler, hareketler gözünü, kulağını ilgilendiriyor, gözünün, kulağının, bedeninin terbiyesini hazırlıyor…

Çocuk oyuncağını kırıyor, ilkel insan bilmediği, tanımadığı bir aletin, eşyanın karşısında maymun gibi ellerini hareket ettiriyorsa, bunu merakının ve arama araştırma güdüsünün yönlendirmesi ile yapıyor. Bu araştırma merakı, bu göz, kulak ilkel insanla çocuğun şeklini süslemek için verilmiş süsler değil, çevreleri hakkında bilgi edinmeleri için verilmiş aletlerdir. Çocuk da ilkel insan da çevrelerinde faydalandıkları eşyayı inceleyip gözden geçirerek bu eşyanın şekli, boyutları, durumları, renkleri, hacmi, ağırlığı, sesi, kokusu, lezzeti… hakkında ağzıyla, burnuyla, gözleriyle, elleriyle, kulaklarıyla birtakım bilgiler alıyor, böylelikle o eşyayı tanıyor ve onu kullanacak hale geliyor. Çocuk oyuncaklarını kırarak, kedinin kuyruğunu çekerek, kelebeğin peşinde koşarak, kuşları tutmaya çabalayarak bedenini, beş duyusunu ve dolayısıyla birtakım melekelerini faaliyete geçiriyor. Kuvvetlerinin bu faaliyetleri kendi hayatı için çok önemli birtakım sermayeler, fikirler, duygular kazandırıyor. Çocuk oyuncaklarını kırmaktan, kediye eziyet vermekten hoşlanıyor, fakat, bunu zarar vermek, eziyet etmek için değil, bedenini, iradesini, beş duyusunu, dikkat ve hafızasını, hayal gücünü işletmek, iyi görmeye, iyi tahlil etmeye, iyi yaşamaya alışmak için yapıyor. Görünüşte hain ve zalim olan çocuk, aslında huzur ve mutluluğunu, gelişimim faaliyette, çevresiyle temasta arayan hareketli bir varlıktır. Onun içindir ki yaratılıştan beri bütün ülkelerin bütün çocukları oyuncaklarını kırıyorlar; hayvanların canını acıtıyorlar, onun için ta ezelden beri bütün ülkelerin bütün çocukları bu deneyimleri, bu saldırganlıkları her türlü yasaklamalara, zorlamalara, cezalara rağmen her fırsatta yapıyorlar. Faaliyet; eğitim ve gelişmenin büyük sırrıdır. Faa­liyet, çocuğun gözlerine adam gözünün süratini, sağlığını, keskinliğini veren, dikkatine büyük adam dikkatinin mükemmeliyetini, açıklığını kazandıran, ilkel insana medeniyetin melekelerindeki kuvvet, sağlık ve mükemmeliyeti kazandırır. Kısacası insanda melekelerin büyüyüp gelişmesini sağlayan vasıtadır. Faaliyet serbestliği, hareket olmadıkça ne çocuk için ne de ilkel insan için elini, gözünü, fikrini, duygularını, iradesini kullanmak yoktur. Faaliyetin tesiri olmadıkça; bedende ru­hunda bir çocuk, bir ilkel insan ilkelliğinden, kabalığından sapıklığından kurtulmasına imkân yoktur. Tabiat kanunları yaratır, ka­nunlar koyar; fakat bizim ailelerimiz, okullarımız bu kanunları, bu düzenlemeleri cahillikleriyle bozar! Tabiat; faaliyeti çocuk için hayırlı gerekli kılar, aileler bu hayra kötülük ve bu gerekliliğe saçma gözüyle bakar! Tabiat, çocuğun terbiyesini temin edecek bütün sebeplen, eken­leri çocuğun fıtratına gömer, çocuğu harekete, oyuna sevk eder. Fakat bizim cahil analarımız, cahil hocalarımız, bu gizli itici güçlerin, kuvvet­lerin izlerini daha ilk ortaya çıkışlarında boğar! Tabiatın kurduğu okul; hareketli, atak çocuklarını ‘‘zeki ve hareketli” diye takdir eder bizim okullardaki eğitimimiz; bu hareketli varlıkları “yaramaz, haylaz” diye kötüler! İrfan yaparken cehalet yıkar; aklın koyduğunu hayvani duygu­lar bozar. Özetle ailelerimizin, okullarımızın bütün gayreti, çocukların mutluluk ve huzur içinde gelişimine yardımcı olan unsurları ortadan kaldırmak noktasında toplanabilir. Bütün ülkelerin bütün cahil okul­larında bu böyle olmuştur. Onun için siz ne kadar söylerseniz boşunadır. Türk ailelerinin, Türk öğretmenlerinin zihniyeti kolay değişmez. Çünkü insan yetiştirme konusundaki yanlış fikirleri; iman­ları kadar sağlamdır. Akıl, mantık, hiçbir şey, hiçbir kuvvet bu öğretmenlerimizin çocuk yetiştirmek konusundaki fikirlerini değiştirmeye muktedir değildir. Siz istediğiniz kadar çocukların vücutlarını hareketten, fikirlerini, duygularını, iradelerini faaliyetten

alıkoymak; vücudun, fikrin, duygunun, ahlâkın olgunlaşması için za­rarlıdır, külüdür deyiniz hep boştur. Onlar yine gördüklerini, alıştıklarını yapacaklar, yine akıllarından fazla duygularının esiri olacak­lardır. Hiçbir şey, hiçbir iddia bizzat olayın dili kadar kesin ve olumlu delildir. Bugün yirmi otuz milyonluk bir ülkenin çoğunluğunu teşkil eden okullarında hareket, hürriyet yasaktır, yasal değildir, ayıptır, yara­mazlıktır. Bütün bu okulların öğretmenleri, müdürleri insan yetiştirmekte sadece bir amaç görüyorlar, yalnız bir maksat gözetiyorlar: “korkan, kızaran, kımıldanmayan, düşünemeyen, söyleyemeyen, istemeyen, yalnız kuvvete boyun eğen çocuklar yetiştirmek, hem bu çocukları, bu memleketin “felâketini, düşüşünü hazırlayan yahut bu düşüşü, bu felaketi hızlandıracak” bir vücut gibi değil, bu felâketler tutkunu talihsiz ülkenin “geleceğini kurtaracak un­surlar, şahsiyetler” gibi düşünüyorlar! “Kımıldanmayan ulu bir vücut”. İşte uslu çocuk! “Tecvit yapraklarını ezberleyen bir kafa”. İşte zeki bir fikir! “Dayakla korkan bir ruh”. İşte hassas bir kalp! “İyi, kötü, hayır, şer öğretmeninin sözünden ayrılmayan kör bir itaatli” İşte güzel bir ahlâk!

Hoca efendiler! Dövün, korkutun, ezberletin; eğer bu ülkenin katili olmakta çıkarınız varsa, bundan daha etkili bir hançer bulamazsınız!..

Korkunç uydurmalar! Fakat bütün bu uydurmalar etkilidir. Memle­ketin geleceğine hâkim olan hep bu yanlış inançlar, sakat zihniyetler­dir. Hiçbir kuvvet, hiçbir inanç, hiçbir hareket yoktur ki eğitimi tem­bellik ve boyun eğmekte, tutsaklık ve donuklukta aramak kadar bir topluluğu yıldırım hızıyla yok oluşa doğru sürüklemekte bu derece etken olsun!.. Millî tarihimizde hiçbir şey, hiçbir kuvvet: ne son asırların kanlı savaşları ne de yabancı kurum ve kuruluşların endüstri alanındaki işgalleri bu kadar hızlı ve kesin bir biçimde felaketimizi hazırlamıştır. Ne meşrutiyet ne kanunlar ve nizamlar ne kitaplar ne yazılar, hiçbir araç ailelerimizin, okullarımızın faaliyete karşı beslediği bu derin soğukluk ve düşmanlığın zararlarını ortadan kaldıramaz! Bir kere baba­larımızın, analarımızın, öğretmenlerimizin faaliyet hakkındaki zihniyeti değişmedikçe, milletin hayatında, gelecekte derinden, kökten değişecek hiçbir şey yoktur. Onun için biz eğer bu memlekette adam yetişmesini istiyorsak, faaliyetin, hareketin eğitimdeki yerini görmeliyiz. Faaliyetsiz, hareketsiz durmakla, oturmakla, dinlemekle ne fikrin ne duygunun ve ne de ahlâkın oluşmayacağını ve gelişmeyeceğini bilmeliyiz. Hare­ketsizliğin, tutsaklığın hiçbir zaman hareket ve özgürlüğün yerini tutamayacağını, boş laflarla, öğütlerle zayıf bünyelerin kuvvetli; dikkat­siz, muhakemesiz zekaların dikkatli, muhakemeli; korkak, zayıf, kanaatkâr ahlâkların cesur, gayretli ve ümitli olamayacak farım, bir inanç kadar kuvvetle bilmeli ve bunu “en kuvvetli bir iman” gibi duygu­larımıza işlemeliyiz…

İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU – 1912