BİYOLOJİ BAKIMINDAN ZEKA VE DEHA MESELESİ Ord. Prof. Dr. Mahmud Sadi IRMAK

Üstün Yeteneklilerin Eğitimi Kütüphanesi Prof. Dr. Mahmud Sadi IRMAK BİYOLOJİ BAKIMINDAN ZEKA VE DEHA MESELESİ Ord. Prof. Dr. Mahmud Sadi IRMAK

Zekâ ve Kabiliyetin Kalıtsallığı

Biyolojinin araştırmaları; zekâ ve kabiliyetlerin de irsen (kalıtımsal olarak) intikal eden vasıflardan olduğuna şüphe bırakmamıştır. Bu hususta herkesin her gün yapabileceği müşahedelere şunları ilave edelim:

  • Bach ailesinden 5 nesil zarfında 5 büyük besteci gelmiştir.
  • Strauss ailesi 2 batın (kuşak) içinde 3 büyük operet sanatkârı vermiştir.
  • Bir dâhinin diğer bir dâhi ile akraba olması ihtimali, herhangi bir fertle akraba olması ihtimalinden bin kere fazladır (Goddard).
  • Amerika’da 1400 kişinin zürriyet veren ve asılları Jonathan Edwards’a varan bir ailenin 300 ferdi en yüksek içtimai mevkilere çıkmışlardır (Wood).

Eğitim Başarısı ve Aile Geçmişi

Würzburg’da 1162 lise mezununun diplomaları araştırılınca şu netice elde edilmiştir: En iyi not alan çocukların babaları ve dedeleri de ekseriyetle mektepten en iyi derecede çıkmışlardır. En fena not alan talebelerin babaları ve dedeleri de ekseriyetle mektepten fena not almışlardır.

Bu hususta servet, terbiye ve itinanın tek başına rol oynamadığını göstermek için şu istatistiği tetkik edelim: Kaliforniya’da 648 vakada zeki mektep talebesinin ebeveynlerinin içtimai vaziyetleri şöyledir; 402’sinin babası akademisyenler ve büyük müteşebbisler, 196’sının ilköğretim öğretmenleri, 32’sinin tüccar, 22’sinin usta, yalnız bir tanesi ameledir. Bu vakalar, yüksek kabiliyetlerin sadece emek ve ter mahsulü olduklarına dair olan eski kanaati yıkmaya kâfidir.

Kalıtımın Karmaşıklığı ve Dış Etkenler

Yalnız kabiliyetin tevarüs (kalıtım) tarzı muğlaktır. Birçok vasıf biliyoruz ki tevarüs tarzlarını kolaylıkla izah ve takip mümkündür. Bunların çoğu bir tek varis nüvesine bağlıdır ve bu ünite ile nesilden nesile geçer. Hastalıkların irsiyet tarzı da böyledir. Hâlbuki zekâ ve kabiliyetin irsiyetinde bu basit tarzı bulamıyoruz. Yoksa her kabiliyetli insanın çocuğu kabiliyetli ve kabiliyetsizlerin çocuğu da kabiliyetsiz olmak lazımdı.

Yapılan araştırmaların verdiği netice, kabiliyetlerin “poliid (poligenik) veraset” yolunu takip edişidir. Poliid veraset demek; bir ayırıcı özelliğin birden fazla veraset ünitesine bağlı olarak geçişi demektir. Bu müsait ünitelerin bir yere toplanması ve bir ferdi yapan kromozomlarda cemedilmesi (bir araya gelmesi) lazımdır. Böyle bir toplanış, her şeyden evvel bütün menfi tesirlerin bertaraf edilmesiyle mümkündür. Tecrübeler göstermiştir ki poliid verasette en küçük müessirler, toplanan üniteleri tahrip etmeye kâfidir.

Şu hâlde kabiliyetin bir fertte tecellisi için:

  1. Ebeveynden birisinde veya her ikisinde zekâ ünitelerinin mevcudiyeti,
  2. Bu ünitelerin hasara uğramaması şarttır.

Bu ünitelere zarar verebilecek müessirler pek muhteliftir. Başlıca şu amiller mevzubahistir:

  • Üreme hücresinin kadın uzviyeti dâhilinde kimyevi veya fiziki müessirlerle hasara uğraması (asidite veya alkalinite dengesizlikleri, rahimdeki zayıflıklar veya iltihaplar gibi).
  • Erkek ve kadın üreme hücrelerinin bilmediğimiz bir tarzda birbirine uymaması.
  • Alkol, frengi, radyum ve röntgen ışınları gibi üreme hücrelerinin doğuşlarına ve oluşlarına zarar veren dış etkenler.

Toplumsal Statü ve Zekâ Yanılgısı

Görülüyor ki kabiliyetin bir fertte tecellisi için birçok müsait şartın bir fertte toplanması lazımdır. Bazıları büyük adam evlatlarının hep münzevi tipler olduğunu iddia ederler. İstatistiklerin açıklığı (bedaheti) karşısında bu iddianın bir gaflet eseri olduğu muhakkaktır. Bu fikirde bulunanlar, içtimai mevki ile büyük kabiliyeti aynı şey telakki ederler ve mesela Sultan Hamid paşalarından bazılarının çocuklarının münzevi tipler gösterdiğini delil olarak kullanırlar.

Çaycılık, basurculuk, ahırcılık veya dalkavukluğun vezirlik rütbesine kâfi geldiği bir devirde, mevki yüksekliğinin zekâ yüksekliğiyle bir olmayacağı açıktır. Bu gibilerin çocuklarının kabiliyetsizlikleri, paşa oğlu olduklarından değil, gayrikâfi (yetersiz) bir irsiyet yüküyle (hamulesiyle) dünyaya gelişlerindendir.

Baskın (Dominant) ve Çekinik (Resesif) Genler

Sonra bir zekâ ailesinde zekânın her batın (kuşak) fertlerinde tecelli etmesi de şart değildir. Zekânın bağlı olduğu veraset ünitelerinin bir kısmı dominant, bir kısmı resesif mahiyette tevarüs ederler. Resesif vasıfların tecellisi için ebeveynden her ikisinin aynı vasfı haiz olmaları şarttır. Onun için büyük kabiliyet ailelerinin bir veya birkaç batın hiçbir kabiliyetli fert vermemeleri, zekânın irsiyeti aleyhine bir delil teşkil etmez.

Bundan maada; nasipsiz himmet ehli, çamura düşmüş elmas, çorak yerde akmış kabiliyet sözlerine konu olan insan tiplerini unutmamak lazımdır. Yüksek kabiliyetin en mühim unsuru irsiyet olmakla beraber, inkişafı için müsait cemiyet ve terbiye şartlarına muhtaçtır. Hiçbir terbiyenin yardımına mazhar olmadan sırf irsi kabiliyetleriyle halk içinde yükselen, nüfuz kazanan tipler biliyoruz. En aşağı içtimai tabakalarda yaşamış olan böyle bir ferdin çocuğunun müsait şartlar altında büyük bir kabiliyet göstermesi, irsiyetin aleyhine değil lehine bir delildir.

Dâhi Tipleri ve Sosyal Biyolojinin Kaygıları

Dehanın hangi motiflere bağlı olduğunu henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa, deha veren ailelerde çok defa önceden yüksek kabiliyetli muhtelif fertlerin birer müjdeci (mübeşşir) gibi zuhur etmesidir. Bu tip dâhilerin örneği Hazreti Muhammed, Mevlânâ, Abdülhak Hâmid, Goethe, Napolyon, Kant, Darwin’dir. Bu dâhilerin hepsinin ailesinde kendilerinden evvel sık sık vasati (ortalama) kabiliyetin üstünde insanların gelip geçtiğini biliyoruz.

Bu tip dâhilerin yanında ikinci bir grup dâhiler vardır ki hiç umulmayan zaman ve mekânda ve tamamen hazırlıksız zuhur ederler. Bu grubun örneğini de Yunus Emre, Fuzûlî, Pasteur, Koch’ta görüyoruz. Bu nevi dehalar birer tabiat fenomenidirler. Bütün diğer tabiat fenomenleri gibi bunun da izahı mümkün değildir.

İçtimai biyoloji bakımından mühim olan nokta, bu gibi kabiliyetli ailelerin millet içinde yaşaması ve çoğalmasıdır. Hâlbuki bütün dünyadaki temayül aksi istikamettedir. Her tarafta bu neviden aileler tedricen sönmektedir. Nitekim Falkenberg tarafından İsveç’te yapılan bir istatistik, memleketin tarihinde ve kültüründe büyük roller oynamış ailelerin çoğunun bir asra varmadan ortadan kaybolduğunu göstermiştir. Son zamanlarda Amerika’da ve Almanya’da teşekkül eden ırk hıfzıssıhhası cemiyetleri bu hususa çareler aramakla meşguldürler. Teklif edilen çarelerden en mühimmi, bu gibi ailelere mali kanunlarla fazla zürriyet yapmak (çoğalmak) imkânını bahşetmektir.